геометрия 8 9 класс атанасян гдз рабочая тетрадь гдз решебник по математике 5 класс зубарева ответы смотрите подробнее готовые домашние задания 2 класс рабочая тетрадь кауфман основываясь на этих данных

Adana

 

adana

Bir küçük dumanın/ bir büyük suyla buluştuğu yerde/ mümkünse yeşilliğin sağına/ ak toprağın soluna düşen o düzlükte/ bir küçük beyaz kağıdın/ nasıl olup da dönebildiğini göreceksin/bir büyük ölümsüzlük reçetesine… 

Rivayete göre Lokman Hekim elindeki ölümsüzlük iksirini/ reçetesini Seyhan sularına düşürür. Bu yüzden Çukurova’nın bu en uzun düzlüğünde hayat bir türlü bitmez…

Modern zamanın Mecnun kişileri, artık neye benziyorlarsa top yekun, Toros dağlarının altını oyarak Adana’ya akan yollar yapmışlar…

Antik zamanlarda dağın yukarı kısmındaki geçitlerden inilen Çukurova, dört tekerin üstünde kiler için bir parça daha ihtişamını kaybetmiş görülebilir bu yüzden…

Beni buraya nasıl geldiğim değil, neden geldiğim ilgilendiriyor doğrusu. Birkaç yıl kadar önce bir dostun davetiyle geliyorum Güney’in başkentine. Mecazi bir baş şehirden bahsetmiyorum, kendi yaşadığı tüm çağlar için böyle bir künyesi var kolunda Adana’nın

Yılın hangi ayında kar beyaza kestiğini bilemiyorum. Zaten tanıdığım en sıkı Adanalı tayfası olan dostlarım verecekler size ipuçlarını. Ama ben kendime dair notlarımı düşmezsem hatırım kalır…

***

Yanık! Sanırım bu topraklara verebilecek en doğru isim. Ama yanmakla bitmiyor ki her şey. Yanık olmak bazen daha da lezzet kazanmak olabiliyor hayatta. Kavrularak ustalaşmanın yüceliğine tanıklık etmişliğim var çünkü…

Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Yılmaz Güney ve bu bereketli topraklar üzerinde yaşadığıyla kavrulan daha yüzlerce adım önderi. Hepsi de yanmamış mı teninin bir yerinden

Bir beyaz kağıdı bir mücevhere dönüştürürken ustalıklarıyla, toprağın kendiyle ve üstündekilerle hesaplaşmasını da not düşmemişler mi dimağımıza?

Kendime ait sorulara yanıtları hep başka iklimlerde bulurum. Bendimi keşfettiğim coğrafyalar bu yüzden küçük yanıklardır benim için de…

Adana böyle bir yer. Biraz herkesin, biraz hiç kimsenin. Bir yanıyla tamamıyla bizim fotoğrafımız bir yanıyla bütünüyle başkalarının…

Sadece şunu biliyorum. Lokman Hekim için Seyhan suyunun yarattığı o ümitsizlik hali, o suda yüzünü yıkayan herkes için anlık bir ölümsüzlük oluyor bir şekilde…

***

Kazancılar Kebapçısında bir öğle vakti. Güneş dikine vurduğu asfaltın özünü emiyor gibi. Bir buhar olup gökyüzüne karışacakmışçasına bulanık duruyor kent…

Ben önümdeki şalgam bardağına sıkı sıkıya sarılarak unutmaya çalışıyorum sıcağı. Şurada işte tere duruyor, onu alıp dudaklarıma sürüyorum biraz. Geçici bir serinlik hali. Naneyle avuçlarımı ovuşturuyorum, bir miktar daha serin şimdi. Sonra kendini yenileyen bir tütsü gibi karışıp gidiyorum güne…

Seyhan nehri kenarında başka bir kentle karşılaşıyorum sonra. Buhar yerini izahta zorlanacağım bir renge bırakmış. Bu yöreye ait değilmiş gibi duran ağaçların arasında metrekarelik serinlikler. Bir yanından en zengin profilini veriyor kent, suyun öbür yanı en fukara halini yansıtıyor duvarlarını tenekeyle yamamış evlerden…

Ama kalabalık olma hali bu işte. İç içe geçtiğin hayatta suyun, gölgenin, ateşin seni ayırabiliyor olması ancak. Toplamda soluduğun nefes aynı olsa da, parçalar halinde farklı oksijenlerin insanlarıyız…

***

Kazancılar Çarşısına akıyorum bir vakit. Şimdi bütün aile buradayız. Çukurova’da yetişen her kim varsa bir minik tabureye tünemiş sanki. Herkesin sesi yüksek perdeden çıkıyor. Karmaşa desem değil bu, sadece dağınık bir ortak ritim sanıyorum. Sahi ne zaman beyaza keserdi bu kent? Belki bu vakit. Herkesin üstünde ince bir beyaz gömlek, araya sadece tezgahlardan çıkan kömür dumanı bir de sanırım meyan şerbeti ve şalgam renk katıyor…

Ben hiçbir Adana türküsünü bilmem. Yörenin Kilikya döneminden beri Frig modunda söylenen ezgilerinin olduğunu duymuşluğum vardır ama…

Şu ileriki masada yüksek ihtimalle susuz boğma rakıyı bir yudumda iç eden yaşlı adamın dudaklarından çıkan ıslık sesi öyle bir melodiye eşliktir sanıyorum…

Hiç yabancılık çekmeden giriyorum melodiye ben de. Adana’da öğleden kalan bir akşam yaşıyoruz. Yanık!

***

Bir atın yelelerini okşayarak giriyorum kente. Ova şimdi pamuğa durmuş. Beyaz Gelincik diyor kime sorsam. Pamuk toplanacak, toplarken kesilen pir parmaktan düşen kandamlası pembeye boyayacak daha sonra bir kadına fistan olacak pamuğu. İnsan ve toprağın bu kolektif sanatını bereket olarak işleyeceğim aklıma ben de. Böylece hatırlayacağım Adana’yı…

Bir de Hasan Usta’nın zaman içinde büyük kentten kaçarak açtığı o küçük kebapçı dükkanında rakıyı gizli saklı içerkenki halim kalacak aklımda. Ürkek!

Buralarda sadece ahaliye saygıdan dolayı uluorta içilmez Arak” diyor Hasan Usta. “Kadınlar daha rahat otursun, erkekler daha az tedirgin bitirsin yemeğini isteriz. Adanalı merttir ama hoyrattır; kimi zaman hiç aklına gelmeyecek bir ayrıntıdan mesele yaratır” diye de makul bir neden cilası çekiyor üstüne lafının…

Vallahi keyfin bozamayacağı suret yok diye katılıyorum bir yandan bu sözlerine. Ama tadımızı kaçırmaya gerek yok; “şu ezmeden versene bir kaşık daha”…

***

Benim Adana’m başkalarına göre daha fakir. Bu büyük kentin sokaklarında, mahallelerinde, suyunun kıyısında, mutfağında ömrünü geçirmiş bir sürü dostum var bir yandan…

Onların, en çok da Nebil Özgentürk’ün ağzından dinlemeyi tercih ederim kişisel olarak Çukurova anılarını. Öyle oldu bu zamana kadar hep. Sadece anlattıkları sokakları gezmek, onlara yakınımda bile olsalar yerel bir hasret duymak için buradayım. Duyuyorum da; hasretin tarifi mi, yanık!

найти найти iphone 3 spy apps spy software za kompjuter cell phone listening software yahoo mail phone tracker mobile download spy software windows 7 поиск людей как найти человека по фамилии sitemap