геометрия 8 9 класс атанасян гдз рабочая тетрадь гдз решебник по математике 5 класс зубарева ответы смотрите подробнее готовые домашние задания 2 класс рабочая тетрадь кауфман основываясь на этих данных

Mersin

mersin_fener

 

Kalenin kapısını çalıyorum/ Bir uzun saç teli düşüyor ardımdaki denize/ “gördüğüm bir rüyaysa eğer” diyorum/ “zapt etmeliyim ruhumu tam da bu yerde”./ Ve gerisi şudur ki ey dinleyen; asırlardır bir sur taşıyım/ Kız kalesinin eşiğinde…

“Cennette bu dünyada Cehennem de buralarda bir yerde” diyordu bir dostum. Aslında bir hayli kalabalık sayılacak kadar ağızdan çıkan bir varoluş tekerlemesi gibi gelir bana bu saptama…

Elbet bir hesap anı olacak. Ve elbet o hesap kesilirken bulunduğun yerin değil, oraya kadar nasıl gelebildiğinin muhasebesi olacak kafanda…

Mersin’e tam olarak bu duygularla mı girdim, şimdi çok da hatırlamıyorum. Gerçi çok da uzun bir zaman dilimini koymadım araya. Ama bana her an yaşattığı duyguyu girişteki bu arkadaş nasihatiyle hatırlıyorum…

Sanki bu topraklara ait olmayan bir kentten bahsettiğimi düşünebilirsiniz anılarımı okurken. Ama Mersin, denize dik uzanan o uzun biraları ve hiç bitmeyecekmiş gibi duran sahiline gömdüğü benzersiz tarihiyle sizinle küçüklü büyüklü oyunlar oynayan bir yapay coğrafya parçası gibi…

***

Mersin’e kar yağdıracağız diyen hayalperest bir arkadaşımın yanındaki koltukta geride bıraktığım Tarsus’u düşünerek giriyorum kente. Tam olarak konaklayacağımız yerin neresi olduğu hakkında bilgim yok. Zaten o adresi teğet geçip kentin dıyşına doğru uzanan yolu izleyeceğiz ve dünya üzerinde gördüğüm em ilginç coğrafyalardan birinde selamlayacağız kenti…

Kız Kalesi’ni geride bıraktık. “Bak birazdan küçük koyaklar başlayacak” diyor arkadaşım. Aslında kalabalığız ama onun bu coğrafyanın insanı oluşu dikkatimi dağıtmamı engelliyor. Söylediği her şey kulağımın içindeki not defterine bir satır olarak düşüyor…

Büyük kentlerde yaşayan insanların kenti unutmak için küçük ve mutlu kara parçaları arama hastalığına yakalandığımdan beri böyleyim. Kentin içinde kentten gizli, saklı ne varsa cezp ediyor artık beni…

Öyle bir yerdeyiz. Çok değil, geride dikine bir kent silueti, yanda bölükler şeklinde mavili yeşilli renklere bürünmüş Akdeniz ve daha ne kadar süreceğini kestiremediğim bir yol…

Narlıkuyu işte tam da bu belirsizlik içinde karşımda duruyor. Bir hayli küçük bir sahil köyü havasında…

Denizin kenarında üç belki de dört balık lokantası. İsimleri bizim İstanbul’dan alıştığımız gibi balıktan başka bir şeyi de çağrıştırmıyor ama geldiğimiz yer neredeyse iki kilometre yukarıdaki Cennet Mağarasının denize düşen gölgesi gibi bir durak…

***

Ayaklarım suda. Başını serin, ayağını sıcak tutman gerekiyordu değil mi? Tersine bir haldeyim. Ama parmak uçlarımdan akan su bileklerimde duran suya göre daha soğuk…

Böyle bir sızıntı var dağın eteklerinden gelen. Belki de hemen orada soğutuyor su kendini, şu ilerideki küçük mağaranın ağzından akarak serinletiyor bedenini suyun kenarına teslim eden kim varsa…

Kaya koruğu turşusu, bol limon, bol yeşillik, bol Lagos. Bugün yediğim ilk ve tek şey. Lezzetini daha da unutmayacağım bir mönü öte yandan da. Küçük yaşlarda yüzmeyi öğrenen Mersinli çocukların girmeye bayıldığı bir denizin kıyısındayız. Kente doğru daha sıcaklıyor su, ama burası dedim ya, kaçak bir serinlikle telaş yaratıyor bedende suyla buluşmak için…

Çocukların çığlıkları geliyor uzak köşeden. Suya atlayan çığlığı koy veriyor. Sonra hep gülüşmeler. Şu büyük tepside bana gülümseyen Lagos’un kafasıyla konuşmaya başlıyorum, neyin kafasıysa artık bu iletişim şekli; müthiş bir davet var çatala, balıktan gelen

Durun, Lüfer’i asla aldatmayacak kadar saplantılı bir adamım, bilenler bilir. Ama sanırım Akdeniz boyunca yediğim en güzel ve tek balık Lagos, Narlıkuyu’nun çocuğu sanırım. Kapatıyorum gözlerimi, çocuk çığlıkları ve limon kokusu. Evet, Akdeniz’deyim!

***

Bizim coğrafyamızda bütün kalelerin bir şekilde bir kadınla ilişkilendirilmesi meselesini düşündünüz mü hiç? Mesela Kastamonu kalesi, mesela Kız Kulesi, mesela Karahisar kalesi ve şimdi Kız kalesi…

Hepsi insanoğlunun kendi eliyle yarattığı bir düşmandan kendi gövdesini sakınmasının hikayesini anlatır. Gövde genelde bir kadınındır. O gövdeyi ya saplantılı bir aşık, ya korkak bir baba, ya da bir esir tüccarı kapatır dört duvar arasına…

Coğrafyaya göre değişen, sakınan yerlere konar bu kaleler sonra. Kimi bir dağın zirvesine, kimi de denizin ortasına. Kız kalesi denizin ortasında kocaman bir yalnızlığın tablosu gibi duruyor karşımda şu an…

Gece bu sahillere yukarılara göre daha geç iniyor. Yıldızlar bu sahillere her yere göre daha hızlı yağıyor. Bir yıldız yağmurunun altında küçük surların içinde ağlayan bir kadın silueti mi duruyor orda?  Korumak için ne kadar da yalnızlaştırmış insan, insanı…

***

Mersin ismini bir Türk beyinden almış kimine göre. Kimisi de Akdeniz’in içerlekli bir körfezinde olduğu için İçel olarak seslendirmiş ismini. Ben ise “kapı” diyorum Mersin’e. Güneyin doğusuna, Kapadokya’nın güney ucuna, aşağıda görkemli bir karaltı hissi yaratan Kıbrıs adasına açılan kapı. Tokmağı filan yok. Zilini çalıp kaçacak kimse de yok bir yandan…

Gelen kalmayı tercih etmiş bu kentte. O kapıdan geçip gidenler kovaladıkları hayallerine yetişebildiler mi acaba?

Tantuni yiyorum bunları düşünürken. Kocaman bir tavanın bir ucunda et, diğer ucunda domates ve biber, isteyen için bir kısmında da soğan sabit hıza sahip bir elin tuttuğu kepçeyle kavrulup duruyor. Sonra ince bir hamurun içinde dürüm yapılıyor. Basit ama unutulmaz bir şeyden bahsediyorum. Tadın tarifini vermek ne abes, unutun söylediklerimi. Kendi gözünüze inanın iyisi mi?

***

Başkalarının elinde bir şeylere dönüşen kentlere dudak kenarımızı ısırarak iç geçiririz ya; bıraksak diyorum o alışkanlığı

Mersin’e az önce kar makineleriyle kar yağdırdı hayalperest arkadaşım. 30 yıl sonra kar gören ahalinin halini izlemeliydiniz. Toroslardan bütün bir gece boyunca taşınan karlarla örtülü o küçük park bir neşe ve şaşkınlık odağı haline gelmişti o an…

Benim Mersin hikayemin en unutulmaz resmini böylece koyarken hatıra sandığıma bir de Cennet’in ve Cehennemin yan yana fotoğraf verdiği o obruğu geçiriyordum aklımdan…

Derin bir karanlık, derin bir yeşillik yan yana. Derin mavi ve derin büyük bir suyun Akdeniz’in kıyısında…

Kar da, güneş de, Cennet de, Cehennem de; istediğimiz an içimizde!

найти найти iphone 3 spy apps spy software za kompjuter cell phone listening software yahoo mail phone tracker mobile download spy software windows 7 поиск людей как найти человека по фамилии sitemap