геометрия 8 9 класс атанасян гдз рабочая тетрадь гдз решебник по математике 5 класс зубарева ответы смотрите подробнее готовые домашние задания 2 класс рабочая тетрадь кауфман основываясь на этих данных

Antakya / Hatay

antakya2

Bir ağacın gövdesini çiziyorsun/ bir kadının saçlarını yerleştiriyorsun üstüne/ belki hiç yaşamamış bir tanrının/ gözyaşlarını sürüyorsun dibe doğru/ sonrası mis gibi kokuyor gecenin ortası/ sonrası bir baharat olup düşüyorsun/ yamacına bereket akan bir sofraya/ Şölen ya da şenlik senin ismindir artık…

Doğmadığın kente ait olamazsın. Ama ben kendime taşınmaya karar verdim. Böylece her kent biraz ait olduğum adresim olacak. Bir gezginin en ince gördüğü hesabı bu olmalı kendiyle ilgili…

Hatay’ı Antakya’dan ayırmıyorum. İç içe geçmiş koza gibiler. Birleşince dokunması, dokunulması güzel bir kumaş ürüyor içlerinden. Antakya; Asi nehrinin kıyısından yukarıdaki heybetli dağa bakınca küçücük bir tığ işi, dağın bir ucundan aşağıya bakınca kocaman bir masa örtüsünü andırıyor. Her renk var içinde. Adı konamaz bir uyum…

***

Sanıyorum Arkeoloji okuduğum yıllarda ismini bir filmde görmüştüm. 1930’lı yılların içinde kendi cumhuriyetine sahip bir ülke olarak resmediliyordu. O yıllar bu anlamda nefes nefese düşen bir takvim yaprağıydı Antakya için…

Sonrası bütünleşmeyle bitecek olan bu serüven kendi tarihi boyunca bir ayrılıp bir barışan iki sevgilinin hikayesi gibiydi aynı zamanda. Aşağıda bir başka medeniyete kıyısı, yukarıda bir diğerine sınırı olan bu avuç içi kadar küçük ova her taşının altında bir nimet, her kapı eşiğinde bir külfetle gelmişti şimdiki zamanlara…

Hoşgörü ikliminin en hasını bulacağınız bu bereketli Asi kıyısı üstünde hoşgörüye gelene değin yaşanan bozgunlar özünden hesap çıkarmayı bilen Antakyalı için büyük bir hayat bilgisi olmuştu. Antakya insanının derin bilgeliği ve farklılığının çekirdeğinde bin türlü yaşanmışlık nabzı atıyordu. Antakya’yı anlamak şairin dediğinin tersine, bir insanı anlamaktan çok daha zordu işte

***

Şehir lokalindeyiz. Bereketli bir sofra. Ne yalan söyleyeyim; vücudumla ağır bir savaş halindeyim. Yaşama saatimi yeniden kurmanın derdindeyim. Şu sofranın üstüne büyük bir hızla yerleşen her tabak, olması gerekenden daha büyük görünüyor gözüme. Şehrin ileri gelenleriyle oturup “zayıflama” meselesini konuşacak değilim. Belli ki bu coğrafya insanının lezzetle arasına girebilecek bir set yok. Evet, tabaklar gerçekten büyük…

Bir parça baharatlı çökelek, biraz Zahter, azıcık da Patlıcanlı Yoğurtlama koymuşum tabağıma. Domatesle oynaşıyorum. Dışarıdan bakıldığında muhtemelen komik bir halim var, zaten gelene gidene “ben almayacağım” demek de başlı başına bir şaşkınlık nedeni sofra ahalisi için…

Israrları kıramıyorum ama durumumu anlatarak. “Kilo vermeye çalışıyorum” dediğimde yüzler aydınlanıyor. Arkasından edepli bir kahkaha silsilesi geliyor. Biri tabağıma kıymalı çiğ köfte iliştirirken bir başka el de çarliston tabir edilen büyüklükte koyu yeşil bir biber uzatıyor. “Ye bundan, bir şeyin kalmaz”…

Lezzet anlamında acı eşiğim kuvvetlidir. Ama o biber, anlatılamaz ölçüde acı. Küçük çaplı bir felç geçirdiğimi düşünürken, ardından uzanan bir tere yaprağı asi nehri gibi akan gözyaşıma mendil gibi geliyor. “Korkma, ye bu biberden. Bizim formumuz bu biber sayesinde yerindedir” diyor masanın ucundaki orta yaşlı ağabey. Durumumu ele vermeden gülümsüyorum. Hatırladığım en net şey o acı oluyor geceden…

***

Antakya’nın komşusunda, Samandağ ilçesinde yetişen o biberden 10 kilo kadar alıp kendi kentime dönüyorum. Gerisi çok uzun hikaye ama özet geçersem, biber bir mucizeyi tetikliyor ve şimdi o Antakya gecesinden 40 kilo kadar daha hafifim. Üstelik o gece yiyemediğim için aklımda kalan künefeyi Harbiye tabir edilen dünyalar güzeli tepelikte yiyecek kadar da cesaret sahibi…

Bu Antakya’nın lezzetle ilgili anıları. Ama dimağ farklı yerlere götürüyor insanı. Mesela bu coğrafyayla bütünleşen Defnenin hikâyesine. O ağaca ismini veren çaresiz kızın, ve önce o kıza sonra da dönüştüğü ağaca aşık olarak efsaneleşen tanrı Apollon’un trajik ağıtına takılıp kalıyor zihnim. İnsana uzun ömür verdiği iddia edilen o ağaç, içinde hala bir nabzın attığı bir genç kız olabilir mi gerçekten? Başkalarının teninin kendi teni gibi pürüzsüz kılabilmek için gövdesinden yağ, insan bedeninin her tarafına nefaset vermesi için dallarından öz, bir tabağı daha lezzetli kılabilmek için yapraklarından su verebilir mi sahi?

Mümkündür. Mitoloji, insanın aklının kilitlendiği zaman dile aldığı bir hayaller bütünüdür. Ama her hayalin kabuğunu kaldırdığınızda bir şekilde gerçeğe ulaşırsınız…

***

Belki dünyanın Müslüman olmayan tek inananı için yapılan camii böyle bir gerçekliğin armağanıdır güne. Habibi Neccar adındaki bu inanmış, insanları Tanrının yolladığı tebliğcilere inanmaları için ikna etmeye çalışırken öldürülmüş, şimdi yerin bir hayli altındaki o sandukanın içinde başka dinlere inanan insanlar tarafından kutsanıp durmaktadır. Bu dinlerin diyalogunun kutsal kitaplara geçmeyen en hakikatli sonelerinden biridir… Tanrı aşkı, kendinden olmayan insanı da kendi kabuğu içinde beslemenin rotasını çizer âdemoğluna. Peki ya o rotayı şaşırırsak? Dünyanın hali ortada. Ama tüm bu çılgın karmaşanın içinde kendi dinginliğiyle ortak kabulünü yaratabilmiş toplumlar da var. Herkesin bir şey kattığı bir kazan içinde kaynayan kutsal aşa hep birlikte kaşık sallayanlar var. Kılıcın yerine kaşık; romantik ve rahmani bana göre…

***

Mozaiklerin üstünde anlatılana inanırsanız bu coğrafyanın geçmiş zaman tanrıları için önemli bir durak olduğuna da inanmak durumunda kalıyorsunuz…

Sadece kiliseleri, camileri, havraları değil inancını bir mekan içinde sabitlemeyi kabul etmemiş ötekilerin de toprağı Antakya. Ama kendilerini hiç “öteki” hissetmeden yaşayabildikleri bir kuyum dükkânı gibi aslında. Her yanından bir değer akıyor…

Hele o kapalı çarşısındaki baharat kokusuna kapılıp giderseniz, size yaşamadığınız ama yaşanırken orada olduğunuza yemin edebileceğiniz başka masalları da vaat ediyor. Hangi ucundan bakarsanız bakın bir efsaneler, büyüler, bilgiler ve bilgelikler kalesi gibi burası. Surlarından şeytani hiçbir şeyin geçemeyeceği ve kendini sürekli Asi’nin kimi zaman asileşen sularıyla temizleyen bir grimsi yeşil kent

***

Etrafta hep dağ ile anılan kasabaları ve son zamanlarda keşfedilen şifalı sularıyla sadece yerin üstünün değil, altının da yaşıyor olduğunu hissediyorsunuz. Ben bu hissi sıklıkla yaşadım. Her seferinde ayrılırken, bir daha gelmek için seri şekilde çoğalan nedenlerim oldu burası için…

St. Pierre Kilisesi’nin Kurulu olduğu yamaçtan kente bakınca beni bin yıllar öncesine götüren o rüzgar sürekli dolanıp durdu ayaklarıma. İnsan bazen rüzgarın ne dediğiyle, ayakları nereye götürdüğüyle ilgilenmeli…

Ben elimde kırık bir zeytinyağı şişesiyle ismimi Asi’nin sudan kollarına kazırken gördüm kendimi bir an. Ve o bir an benim aslında bu kente ait olduğumu serinlikle vurdu yüzüme. Sabunuyla yıkanıp, biberiyle acıdığım bu tüm medeniyetlerin sıfır noktasına. “Mesut bey, siz de Antakyalıymışsınız, hemşerimizmişsiniz” diyen her ağız benim konuştuğum lisanın ağzıdır aynı zamanda. “Evet, buralıyım uzun bir zamandır”…

 

найти найти iphone 3 spy apps spy software za kompjuter cell phone listening software yahoo mail phone tracker mobile download spy software windows 7 поиск людей как найти человека по фамилии sitemap